Abdest Nedir | Fıkıh

Abdest Islâm’da bazı ibâdetlerin yerine getirilmesi için yapılan ve bizzat kendisi ibâdet olan temizlenmeye denir. Abdest kelimesi Farsça’da su anlamına gelen “âb” ile el anlamına gelen “dest” kelimelerinden oluşmuş birleşik bir isimdir. Arapça karşılığı olan “vudû” kelimesi Hadislerde vardır. Kur’ân-ı Kerim’de ise temizlik anlamında “tahâret” ve “zekâ” kelimeleri bulunmaktadır. Vudû’ kelimesi güzellik ve temizlik anlamına gelmektedir. Dolayısıyla ibâdete başlanmadan önce insanın iç dünyasını güzelleştirmesi ve dışını da iyice temizlemesi gerekir.

Devamı >> http://bilgilimumin.com/abdest-nedir-fikih/

DİNİ KONULAR içinde yayınlandı | Tagged , , | 1 Yorum

İslami Site | bilgilimumin.com

yayına yeni başlayan ve İslami yayın yapan yeni bir web sitesinin tanıtımını yapacam sizlere, bilgilimumin.com bu web sitesi bilgiye aç olan islam dünyasının ve bilgileri etrafa dagılmış ulaşmakta zorlanan müslümanların tüm bilgilere ulaşa bilmesi için kurldu ilk yayınlarında peygamberlerin hayatını konu alan islami site müslümanların yanlış olan bilgilerini düzeltmek amacı gütmekte islam dünyasında yer alan hurafeleri yıkma zamanı geldi….

DİNİ KONULAR, GÜNDEM içinde yayınlandı | Tagged , , | Yorum bırakın

Ahmed-i Bedevî Hayatı | Evliya Hayatları

Mısır evliyâsından. İsmi Ahmed olup babasının adı Ali’dir. Nesebi Peygamber efendimize ulaşır. ahmedi bedavi hazretleriKünyesi Ebü’l-Fityan ve Ebü’l-Abbas, lakabı ise Şihabüddîn’dir. Seyyid-i Bedevî diye tanınır. Annesinin ismi Fatma binti Muhammed’dir. 1200 Okumaya devam et

EVLİYALARIN HAYATLARI içinde yayınlandı | Tagged , , , , , | Yorum bırakın

Asım Yıldırım – İKİ MELEK – Bir Yudum Hikaye

KAYNAK http://asimyildirim.com/

 

DİNİ HİKAYELER içinde yayınlandı | Tagged , , | 1 Yorum

Asim Yildirim – ALLAH IÇIN SEVMEK | Hikaye Dinle

KAYNAK http://asimyildirim.com/

DİNİ HİKAYELER içinde yayınlandı | Tagged , , | Yorum bırakın

Nijer de İlk defa Beyaz Müslüman Gören Afrikalı

Uncategorized içinde yayınlandı | Yorum bırakın

HZ EBUBEKİR-2

Hz Ebubekir’i anlatmaya devam ediyoruz şüphesiz Peygamber efendimizden sonra en üstün insandır. Ve onu tanımak bilmek zorundayız devam ediyoruz.
Rivayet edilir ki, hazret-i EbûBekrin “ra- dıyallahü teâlâ anh” annesi Ümmül hayr hâtunun doğan her oğ- lu, vefât ederdi. Ebû Bekr hazretlerini doğurdu. Kucağına alıp, Beyt-i şerîfe getirdi. Orada dedi ki, “Ey, Beyt-i harâmın Rabbi! Ey makâmı Mültezemin sâhibi. Senden ricâ ederim ki, yeni doğ- muş bu çocuğu bana bağışlayasın. Ma’mûr edesin. Birdenbire makâmdan [Beyt-i şerîfden] bir beyâz el çıkıp, Ebû Bekrin eline yapışdı. Bir ses işitildi ki, (Ey Allahın kulu olan kadın. Kucağın- daki çocuk kurtulacak. Allahü teâlânın Resûlünün dostu olacak. Resûlullahdan “sallallahü aleyhi ve sellem” sonra halîfesi ola- cakdır) diyordu. Ümmül hayr, bunu işitip, şükr secdesi yapdı.
(Meâliyil ferş-ilâ avâliyil arş) ismli ki- tâbda anlatılır. Kâdî Ebül Hasen, Ebû Hüreyreden “radıyallahü teâlâ anh” rivâyet eder. Resûlullah “sallallahü teâlâ aleyhi ve sellem” hazretleri bir gün Eshâb-ı güzîn “rıdvânullahi teâlâ aley- him ecma’în” ile oturmuşlardı. Konuşma esnâsında, hazret-i Ebû Bekr “radıyallahü teâlâ anh” dedi ki, yâ Resûlallah! Senin hakkın için ki, ömrümde hiç saneme [puta] secde etmiş değilim. Hazret-i Ömer “radıyallahü teâlâ anh”, niçin Resûlullah hakkı- na yemîn edersin. Bu kadar câhiliyye zemânımız geçdi, dedi. Hazret-i Ebû Bekr “radıyallahü anh” dedi ki, babam Ebû Kuhâ- fe, bir gün beni alıp, puthâneye götürdü. Bunlar senin ilâhındır, bunlara secde eyle, dedi. Beni oraya koyup, gitdi. Ben ileri var- dım. Saneme [puta], karnım açtır, bana yiyecek ver, dedim. Ce- vâb vermedi. Su istedim. Cevâb vermedi. Elbisem yok, bana elbise ver, dedim. Cevap vermedi. Elime bir taş alıp, bu taşı senin üzerine atarım, eğer ilâh isen mâni’ ol, dedim. Cevap vermedi. Taşı atıp, saneme [puta] vurdum. Yüzü üzeri düşdü. Babam ge- lip, gördü. Bana dedi: Ey oğul. Niçin böyle edersin. Elimden tu- tup, eve götürdü. Anneme durumu anlatdı. Annem dedi ki, bu- nu kendi hâline koyalım. Bunun hakkında, Allahü teâlâ tarafın- dan bana hitâb gelmişdir. Eseri zuhûr edecekdir. Sonra ben an- neme sordum. Benim için sana gelen hitâb ne idi. Annem dedi ki: Seni doğurmam yakın olduğu gece, ağrı tutup, ızdırâba düş- düm. Hâtıfdan bir ses geldi ki, Ey hâtun! Müjdeler olsun sana ki, senden bir vücûd zuhûra gelecekdir. Yerde adı (Atîk) ve semâ- da (Sıddîk) ve hazret-i Muhammede “sallallahü aleyhi ve sel- lem” yâr ve refîk olacakdır, dedi. Ebû Hüreyre “radıyallahü teâ- lâ anh” der ki, Ebû Bekr “radıyallahü teâlâ anh” sözünü temâm- ladı. Cebrâîl aleyhisselâm nâzil olup, hazret-i Resûlullaha “sallallahü teâlâ aleyhi ve sellem” sâdık Ebû Bekr, dedi. Ya’nî Ebû Bekr gerçek söyler, diye üç kere tekrar etti. : Ehl-i sünnet vel-cemâ’at müttefiklerdir ki, Resûlullahın “sallallahü aleyhi ve sellem” eshâbının en üstünü Ebû Bekr “radıyallahü anh”, ondan sonra hazret-i Ömerdir “ra- dıyallahü anh”. Ammâ, hazret-i Osmân ile hazret-i Alînin efda- liyyetlerinde ihtilâf etmişlerdir. Ehl-i sünnet vel-cemâ’atden bir tâife, hazret-i Alînin üstün olduğunu söylediler. (Buhârî) “rah- metullahi aleyh” nakl edip, Abdüllah bin Ömerden “radıyallahü teâlâ anhümâ” rivâyet eder ki, hazret-i Resûlullahın “sallallahü teâlâ aleyhi ve sellem” zemân-ı şerîflerinde eshâb birbirinden tercîh olunurlardı. Evvelâ Ebû Bekri, sonra Ömeri, ondan sonra Osmânı, sonra Alîyi üstün tutarlardı “rıdvânullahi teâlâ aleyhim ecma’în”. İbni Münzir rivâyet eder ki, hazret-i Alî “radıyallahü teâlâ anh” buyurdu ki, (Bu ümmetin Nebîsinden sonra hayrlısı, Ebû Bekr, sonra Ömer, ondan sonra Osmândır.)
Hazret-i Alîden “radıyallahü teâlâ anh” ri- vâyet edilir. Evvelâ islâma gelen, Ebû Bekrdir “radıyallahü anh”. Hazret-i Resûl-i ekrem “sallallahü aleyhi ve sellem” ile ilk önce kıbleye durup, nemâz kılan Ebû Bekrdir. Ebû Bekrin “ra- dıyallahü teâlâ anh” islâma geliş sebebi şöyle idi. Hazret-i Ebû Bekr önceleri tüccâr idi. Sefer ve ticâret yapardı. Ekserî Şâma giderdi. Seferde iken, bir gece rü’yâ gördü ki, gökden ay inip, kucağına girdi. Ebû Bekr, iki eliyle onu kucakladı ve sînesine basdı. Uyandı. Yemlîhâ adında meşhûr bir râhib var idi. Ona va- rıp, rü’yâsını ta’bîr etdirdi. Râhib dedi ki, sen nerelisin? Ebû Bekr dedi; Arz-ı Hicâzdanım. Tekrâr sordu: Ne iş yaparsın. Ebû Bekr, tüccârım, dedi. Râhib dedi ki, yâ Arabistanlı kişi. Bu rü’yâda, sana büyük müjdeler vardır. Ta’bîrini ister isen, ücreti-ni ver, dedi. Ebû Bekr “radıyallahü anh” oniki dînâr çıkarıp, verdi. Râhib dedi ki: O ay ki, gökden sana indi. Âhır zemân Pey- gamberidir. Yakınlarda zuhûr edecekdir. Sen Onun hayâtında iken vezîri olursun. Sonra halîfesi olursun. Yâ Arabistanlı kişi. Eğer ben sağ iken, Ona yetişir isen, bana haber ver. Ona varıp, buluşayım. Eğer ben dünyâdan gitmiş isem, selâmımı ona ulaş- dırırsın. Ben Onun dînine girdim ve ümmetinden oldum. Beni âhıretde şefâ’atinden unutmasın. Hazret-i Ebû Bekr “radıyalla- hü teâlâ anh”, bana bir mektûb ver, dedi. Râhib, oniki satır bir mektûb yazıp, Ebû Bekre “radıyallahü anh” verdi. O mektûbun mevzû’u şu idi. (Esselâmü aleyke yâ Muhammed bin Abdüllah el Mekkî el Medenî el tehamî, salevâtullahi teâlâ aleyke ve sel- leme. Hakîkaten sen âhır zemân Peygamberisin! Ve Rabbilâle- mînin Resûlisin. Bu mektûbu Ebû Bekr bin Ebû Kuhâfe ile sa- na gönderdim. Ma’lûm ola ki, ben sana îmân getirdim ve sana ümmet oldum. Ebû Bekr bana gelip, rü’yâsını ta’bîr etdirdi. O rü’yâ delâlet eder ki, Ebû Bekr senin vezîrin olur, sonra halîfen olur. Eğer ben sağ olup, hazretine yetişirsem, gelip önünde gâzâ ve cihâd ederim. Eğer yetişmezsem, âhıretde beni şefâ’atinden unutmayasın) diye mektûbu temâm etmişdir. Hazret-i Ebû Bekr “radıyallahü anh”; ey rü’yâyı ta’bîr eden kişi. Eğer ta’bîr etdiğin gibi olursa, yüz altın dahî bende senin emânetin olsun, dedi. Şâm seferini bitirip, Mekkeye geldi. Bu hâdiseden oniki sene geçdi. Hak sübhânehü ve teâlâ, hazret-i Muhammede “sallallahü aleyhi ve sellem” vahy eyledi. Bir ge- ce o büyük Peygamber, Ebû Kubeys dağına çıkıp, gece yarısın- da dedi ki: Allahü teâlâya da’vet edenin da’vetini kabûl ediniz. Lâ ilâhe illallah, deyiniz. Ebû Bekr, serîr üstünde yatıyordu. Söylenilenleri işitdi. Eşhedü en lâ ilâhe illallah. Ve eşhedü en- ne Muhammeden Resûlullah. Birkaç gün sonra, Mekke sokak- larında, hazret-i Resûlullah “sallallahü teâlâ aleyhi ve sellem” ile buluşdu. Hazret-i Fahr-i âlem ona dedi ki: Ne olaydı, islâma geleydin. Ebû Bekr “radıyallahü teâlâ anh” dedi ki: Yâ Mu- hammed “sallallahü aleyhi ve sellem”! Peygamber isen mu’cize gösteresin. Hazret-i Resûl-i ekrem “sallallahü aleyhi ve sel- lem”, Ebû Bekrin göğsüne mubârek ellerini dayayıp, şöyle dı- vâra yaslayıp, dedi ki, sana o mu’cize yetmez mi ki, o rü’yâyı gördün. Yemlîhâ râhibe ta’bîr etdirdin. O zemândan on iki yıl geçdi. Ta’bîr edene on iki dînâr verdin ve yüz dînâr dahâ va’d etdin. Rü’yâyı ta’bîr eden, on iki satır bir mektûb yazıp, sana emânet verdi. Bunları bir-bir görüp, muttalî olup, mektûbda ya- zılan şudur, şudur deyip, takrîr buyurdular. Ebû Bekr “radıyal- lahü teâlâ anh” işitip, parmak kaldırıp, (Eşhedü en lâ ilâhe illal- lah. Ve eşhedü enne Muhammeden Resûlullah). Ya’nî sen, o Peygambersin ki, Yemlîhâ râhib senden haber verdi, dedi

SAHABİ içinde yayınlandı | Yorum bırakın